Ebeveynlik - Çocukla Ayrışabilmek
Ebeveyn olmak, sadece bir çocuk sahibi olmak değildir veya onun temel ihtiyaçlarını karşılamak değildir.
Bazen, bir çocuğun varlığı ebeveynin iç dünyasında çok daha derin yerlere dokunur.
Kimi zaman çocuğun gülüşü ebeveynin yıllardır eksikliğini hissettiği neşenin yerine geçer…
Ve farkında olmadan çocuk, ebeveyn için bir neşe kaynağının ötesine geçip bir anlam taşıyıcısı hâline gelir.
Ebeveynin eksiklerinin, korkularının ya da yalnızlığının panzehiri olur.
Bu söylenmez, yüksek sesle ifade edilmez ama davranışlara siner.
Ebeveynin çocuğundan ayrı kalamamasının temelinde çoğu zaman tam da bu görünmeyen duygusal bağlar vardır.
Çocuğun bir yere gitmesi, eve geç gelmesi, okula gitmesi, anneanneye-babaanneye bırakılması…
Bunlar aslında çocuğun gözünde sıradan gelişim adımlarıdır.
Ama ebeveynin iç dünyasında o anda başka bir film oynar.
Bazı ebeveynler o an bir suçluluk duvarına çarparlar.
“Acaba ben çocuğumu yalnız mı bırakıyorum?”
“Şu an benimle olmak istememesi benim yanlış bir şey yaptığımın göstergesi mi?”
“Ya bana kırılırsa, ya bağımız zedelenirse?”
Bu sorular zihnin içinde hızlıca belirir, kalpte bir sıkışmaya dönüşür.
Oysa bu duyguların çoğu çocuğa değil, ebeveynin kendi çocukluğuna, kendi duygusal hikâyesine, belki de hiç adını koyamadığı eksikliklerine aittir.
Birçok ebeveyn, çocuğun kendisinden ayrılmasını “yetersizlik” olarak yorumlar.
Oysa gerçekte bu durum, çocuğun gelişimsel bir ihtiyacıdır.
Bir çocuğun ebeveyninden ayrılması, onu itmesi, kaçması ya da ebeveynin sevgisini reddetmesi anlamına gelmez.
Tam tersine, çocuğun kendini güvende hissettiği ilişki sayesinde dış dünyaya adım atabildiği anlamına gelir.
Çocuk keşfetmek için uzaklaşır.
Bu doğaldır.
Bu sağlıklıdır.
Ve bu ayrılık, ebeveynin sanıldığından çok daha az dramatiktir.
Suçluluk duygusu ise çoğu zaman ebeveynliğin görünmeyen ama hep orada olan eşlikçisidir.
Özellikle kaygılı, aşırı koruyucu ya da çocuğuna fazla anlam yükleyen ebeveynlerde daha güçlü hissedilir.
Ama suçluluk “kötü bir ebeveynim” demek değildir;
“kontrolü kaybediyorum ve bu bana korku veriyor” demektir.
Ebeveyn bazen çocuğuna fazla yaklaşır, onun her adımını takip eder, hep yanında durmaya çalışır.
Bunu sevgi sanır.
Ama çocuk açısından bu, “Dünya tehlikeli bir yer ve ben tek başıma olmak yetersizim” mesajına dönüşebilir.
Ebeveynin temkinli, kaygılı dili çocuğun iç sesi hâline gelir:
“Dikkat et.”
“Koşma, düşersin.”
“Ben yokken yapamazsın.”
“Korkma, ben buradayım.”
Bütün bu cümleler, çocuğun yavaş yavaş kendine değil ebeveynine güvenmesini sağlar.
Çocuk bağımsızlığını değil, ebeveynin varlığını güven kaynağı olarak görmeye başlar.
Bu da hem ebeveyn hem çocuk için zorlayıcı bir döngü yaratır.
Çocukluğun en önemli başarılarından biri ayrılabilmektir.
Bir çocuğun sizden uzaklaşması, size olan sevgisinin azaldığı anlamına gelmez.
Sadece kendi dünyasına adım attığı anlamına gelir.
Ve güvenli bağlanan çocuklar bu adımı daha kolay atar çünkü bilirler ki geri döndüklerinde yine sevgi, yine kabul, yine güven vardır.
Ayrılık anında içinizde yükselen suçlulukla başa çıkmak için kendinize birkaç şeyi hatırlatabilirsiniz:
“Bu bir bağın kopması değil, bir kapasitenin büyümesi.”
“Çocuğum benden uzaklaşmıyor; kendine yaklaşıyor.”
“Ben kötü bir ebeveyn değilim; aksine güvenli alanı genişleten bir ebeveynim.”
“Ayrılık, sevginin değil gelişimin göstergesi.”
Çocuğunuzun sizden ayrılması, sizin yetersizliğiniz değil;
sizin ona güvenli bir kök olabildiğinizin kanıtıdır.
Ebeveynlik sadece yakınlık kurmak değildir.
Bazen geri çekilmeyi, izin vermeyi, alan açmayı da gerektirir.
Bazen çocuğun kanat çırpmasını izleyebilmek, onu korumaktan daha büyük bir cesaret ister.
Çocuğunuz sizden ayrıldığı her an, aslında sizin ona verdiğiniz güvenin görünmez bir kutlamasıdır.
Ve siz, kökleri sağlam bir ebeveyn oldukça, o çocuk kanatlarını daha güçlü açacaktır.




